Bedava indir

Metacafe

Metacafe internette video ve media paylaşım sitesidir. Metacafe kullanıcıları hergün binlerce video yüklerler. İstedikleri videolara yorum yapabilirler. Metacafe’nin ayrıca masaüstü programı da bulunmaktadır. Bu programın ana amacı videoları indirmektir ve daha çok video müptelalarına yöneliktir. Program video indirebilir ve istenildiği zaman tekrar izlenebilir.

Metacafe özellikleri içerisinda eğlenceli videolar , genel videolar ve bunun yanında spor ile ilgili videolar, ayrıca flash oyunları ve yeni çıkan filmlerle ilgili görüntüler bulunmaktadır.

Tarihi ve Kullanımı

Metacafe şirketi 2003′de Eyal Herzog (CTO) , Arik Czerniak (CEO) ve Ofer Adler (Board Member) tarafından, özel yatırımlar ve kendi paralarıyla toplam 4 milyon dolar fon ile kurulmuştur.

2006′daki kuruluşundan itibaren site trafiği çok hızlı arttı. Alexa ya göre 128.sıraya kadar yükseldi. Metacafe de her ay 400.000.000 in üzerinde dosya kullanıma açılmıştır. 1 milyonun üzerinde kayıtlı kullanıcı ve aylık 120 milyon ziyaretçisi bulunmaktadır.

Temmuz 2006′da, ikinci mali döneme girildiğinde bütçesi 15 milyon dolara kadar yükseldi.

Servisleri

Metacafe kullanıcıları sunuculara resim ve videolarını yüklerler. Ardından videolar sitedeki kayıtlı kişiler tarafından yorumlanabilir. Ardından Metacafe eleştirmenleri tarafından 18 yaş sınırına göre filtre edilirler. Bu filtrelemeden sonra iki metoda ayrılırlar

  • Website bölümü - yeni video da görülür ve çok izlenen videlar da bulunur ve her zaman güncellenir.Ayriyetten bunu kişisel sayfalara veya Blog’lara eklemek ve orada göstermekde mümkündür.
  • Windows kullanarak -Bedava indirilebilir bir program ile kullanıcılar kendi videolarını geliştirme ve bu siteye yüklemeye kâdir olurlar. Bu program dosyaları kendi internetine göre indirir veya siteye yükler.

Kullanıcılar isterlerse videoyu arattırabilir, izleyebilir, arkadaşının mailine gönderebilir ve oy verebilir. Tüm oylar bu sitede kayıt olur ve site en iyi video için istatistik tutar ve buna göre en çok oylanan ve en yüksek oy alan diye bölüm yaparlar.

Metacafe’nin Japonya da ve Hebrew(İsrail)de binası bulunmaktadır.

Tartışma

Metacafenin porno karşıtı politikası vardır. Fakat çizgifilmsel içeriğe izin vermektedir. Ayriyetten normal olarak bu filtre kullanılır. Aile filtresine rağmen ,birçok Metacafe kullanıcısı birçok videoda kırıcı yorumlar yapmaktadır. Bunlar seks, ırk, ve bunun benzeri kötü yorumlardır. Bunların kaldırılması yanlızca 3 kişinin şikayetiyle kaldırılır.

Site Flash 8 kullandığından Linux kullanıcıları sitedeki videoları göremezler. Adobe Flash 7′den sonra Linux’a flash player yapmamıştır.

Yaralı Diz Katliamı

Wounded Knee Katliamı, (Türkçe’de “Yaralı Diz” anlamına gelir) Lakota Siuları ile Birleşik Devletler arasındaki son büyük çatışmadır. General Nelson A. Miles tarafından Yerli İşleri Komisyonuna yazılan bir mektupta çatışma sonrasındaki olaylar katliam olarak nitelendirilmiştir.

Katliam

1890′da ABD hükümeti Amerikan yerlileri (Kızılderili) arasındaki “Hayalet Dansı” nın bir savaş dansı olduğundan şüpheleniyordu. Ancak bu dans Kızılderililer için kutsal bir seremoni idi ve bazı yerliler ellerinden alınan haklara bu kutsal dansı icra ederek kavuşacaklarına inanmışlardı. Savaş Bakanlığı yerlilerin bir isyan hareketine kalkışacakları düşüncesiyle 7. Süvar alayını Pine Ridge ve Rosebud bölgelerindeki Lakota yerlilerinin kamp yerine göndermiş, bu kutsal dansı icra edenleri tutuklamak istemişti.

29 Kasım 1890′da Birleşik Devletlerin beş yüz kişilik 7. Süvari alayı Minneconjou Lakota yerlilerinin kamp yerlerini çevirmiş ve çıkan çatışmada yirmi beş süvariye karşılık, aralarında altmış iki kadın ve çocuğun yer aldığı 153 Siu öldürülmüştür. Ancak çatışma sırasındaki kargaşada tam olarak kaç kişinin öldüğü bilinmemektedir.

Dee Brown 1970 yılında yazdığı Bury My Heart at Wounded Knee adlı incelemesinde (Türkçe’ye Kalbimi Vatanıma Gömün olarak çevrilmiştir) Kristof Kolomb’un İspanya Kraliçesine Kızılderililerle ilgili şunları yazdığını aktarır: “Yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına Majestelerin önünde ant içebilirim. Komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar.” Ancak sözlerine şöyle devam eder: “Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”

1890′da Wounded Knee’deki Siu katliamı Kizilderili özgürlüğünün sembolik olarak sonu oldu. Katliamı yaşayan Kara Geyik o gün bir başka şeyin daha öldüğünü söyler:
“O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları hâlâ o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada…”

Bu katliamı yaşayanlardan biri, Gelincik Louise yaşadıklarını şöyle anlatıyordu:
“Kaçmaya çalıştık. Ama yaban sığırı gibi bir bir vurdular bizi. Beyazların içinde de iyi insanlar bulunduğunu biliyorum, ama kadınları ve çocukları da vurduklarına bakılırsa askerler çok kötü insanlar olmalı. Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı.”

Katliam sonrası

Amerikan Ordusu katliam sonrasında ölüleri gömmek için sivil vatandaşlar kiraladı. Savaş meydanına gelenler soğuk havada 84′ü erkek, 44′ü kadın, 18′i çocuk Lakota cesedi ile karşı karşıya kaldı. Katliamdan yaralı kurtulan 7 Lakotalı Wounded Kne Creek bölgesindeki Pine Ridge hastanesinde öldü.

General Nelson Miles, katliamın sorumlusu Albay Forsyth’ı görevden almış, Askerî Araştırma Mahkemesi taktik hatasından dolayı kendisini eleştirmiş ancak yine de mahkemede hakkında beraat kararı çıkmıştır.

Daha sonra The Wonderful Wizard of Oz’un yazarı olarak ünlenecek olan genç editör L.Frank Baum 3 Ocak 1891 yılında Aberdeen Saturday Pioneer’da şunları yazmıştı:

“Öncüler daha önce güvenliğimizin tek yolunun Yerlilerin tamamen yok edilmesine bağlı olduğunu ilan etmişlerdi. Asırlardır onlara karşı hata edip durmaktansa medeniyetimizi korumak adına daha büyük bir hata yapıp bu evcilleşmeyen ve evilleştirilemeyen yaratıkları dünya üzerinden tek bir iz kalmamacasına yok etseydik daha iyi yapardık. Biz sıradan insanlar ve beceriksiz komutanların emri altındaki askerler için gelecek güvenliğimiz bunda yatmaktadır. Aksi takdirde gelecekte de geçmişte olduğu gibi kızılderililerle tümüyle sıkıntı yaşayacağımızı bekleyebiliriz.”

Yirminci yüzyılın sonlarında Wounded Knee Katliamına karşı protesto sesleri daha da yükselmiş, tarihçi Dee Brown aynı adla bir kitap yazmış, Buffy Sainte-Marie ise protest bir müzik bestelemişti. Ünlü oyuncu Marlon Brando 1973′de Baba (The Godfather) filmindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu dalında verilen Oskar ödülünü Yaralı Diz Katliamı sebebiyle reddetmişti. 27 Mart 1973′teki ödül törenine kendi adına konuşma yapması için Sacheen Littlefeather adlı Kızılderili genç bir kadını gönderdi. Brando’nun kaleme aldığı, genç Kızılderilinin zaman darlığı nedeniyle tümünü okuyamadığı yazının bir bölümü şu şekildeydi:

“Marlon Brando… benden zaman darlığı ile şu anda sizinle paylaşamayacağım uzun bir konuşma yapmamı istedi ancak basınla paylaşmaktan memnuniyet duyacağım şey şu ki o… çok üzülerek bu cömert ödülü kabul edemiyor. Ve bunun sebebi de… günümüz film endüstrisinin …beni affedin.. ve televizyonlardaki filmlerdeki yeniden çevrimlerde Amerikan Yerlilerine yaptıkları ve Wounded Knee’deki son olaylardır. Bu akşam aranızda bulunamadığım için beni affedin gelecekte kalplerimiz ve anlayışlarımızda sevgi ve cömerlikte biraraya geleceğiz. Marlon Brando adına sizlere teşekkür ederim.”

Littlefeather, zaman darlığı sebebiyle tamamını okuyamadığı konuşmanın tam metnini basına dağıtmıştır. Brando’nun basına dağıtılan metininden bir bölümün çevirisi;

“200 yıl boyunca toprağı, ailesi, ve özgür olma hakkı için savaşan Yerli halka şöyle dedik: “İndir silahını arkadaş gel birlikte oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş senle barıştan söz ederiz, senin hayrına anlaşırız birlikte.” Silahlarını indirdiklerinde onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkum ettik ki antlaşma dediğimiz ama hiçbir zamanda andımıza sadık kalmadığımız o hileli anlaşmaları zorla imzalasınlar. Onları, yalnızca yaşamın anımsayacağı kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. Ve tarihi istediği kadar çarpıtılmış dahi olsa nasıl yorumlarsanız yorumlayın: Biz doğru yapmadık. Ne adil davrandık ne de dürüst. Onlara karşı ne haklarını iade etmek zorundaydık ne de anlaşmalarımıza sadık kalmak, çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gaspetme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken onların yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu ki onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.

Fakat öyle bir şey var ki bu sapkınlığın ulaşamayacağı, o da tarihin büyük hükmü. Emin olun ki tarih bizi yargılayacaktır. Ama umurumuzda mı? O nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar bizim taahhütlerimizi tuttuğumuzu haykırırız da tarihin tüm sayfaları, Amerikan Yerlilerinin yaşamındaki son 100 yıl boyunca geçirdikleri tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam zıttını söyler……..”

Julianus

Flavius Claudius Iulianus ya da Julianus Apostata (Dönme Julianus) (d. 331 – ö. 26 Haziran 363) 361-363 yılları arasında Konstantin Hanedanı’na mensup Roma imparatoruydu. Kendisi son pagan Roma imparatoruydu ve imparatorluktaki çöküşü durdurmak amacıyla geleneksel ibadeti geri getirmeye çalışmıştır.

Felsefe çalışmalarından ötürü yaşadığı dönemde ve halefleri arasında Filozof sıfatıyla anılmıştır. Hıristiyan kaynakları ise Hıristiyanlığı reddetmesi Neoplatonizmin daha yeni bir biçimi olan Teurgia’ya geçmesinden ötürü kendisinden genellikle Dönme Julianus diye bahseder. Ayrıca bazen Didius Julianus’dan ayırt edebilmek için kendisinden II. Julianus diye de bahsedilir.

İlk yılları

Julianus 331 yılında Konstantinopolis’te imparator Büyük Konstantin’in üvey kardeşi Julius Konstantin ve ikinci karısı Basilina’nın oğlu olarak dünyaya geldi. Baba tarafından büyük babası Batı Roma imparatoru Constantius Chlorus ve büyük annesi ise Chlorus’un ikinci karısı Flavia Maximiana Theodora idi. Anne tarafından büyük babası Caeionius Iulianus Camenius’du.

337 yılında Konstantin’in ölümünün ardından yaşanan kargaşada Julianus’un hırslı kuzeni II. Constantius kendini yegane imparator ilan edebilmek için Julianus’un ailesine karşı bir katliam başlattı. Constantius, kardeşleri II. Konstantin ve Constans, kuzenleri Julian ve Julianus’un üvey kardeşi Gallus dışında Constantius Chlorus ve Theodora’nın ikinci evliliğinden olanların öldürülmesini emretti. II. Constantius, Constans ve II. Konstantin her biri Roma topraklarının bir bölümünde olmak üzere ortak imparator ilan edildiler. II. Constantius, Julianus ve Gallus’un sıkı bir Aryanizm eğitimi almalarını sağladı.

Yaşamının geleneksel anlatımında Julianus’un erken psikolojik gelişimine ve eğitimine hatırı sayılır bir ağırlık verilir. Julianus anneannesi tarafından Bitinya’da büyütüldü. Yedi yaşında Nicomedia’nın Ariusçu psikoposu Eusebius ve hadım bir Got olan Mardonius tarafından eğitildi. Ancak 342 yılında Julianus ve üvey kardeşi Gallus Kapadokya’da sürgüne gönderildi. Julianus burada Hıristiyan psikopos Yorgo ile tanıştı. 18 yaşına geldiğinde sürgün sona erdi ve kısa bir süre Konstantinopolis ve Nicomedia’da oturdu.

351 yılında Aedesius’dan Neoplatonizm eğitimi almak üzere Anadolu’ya döndü. Atina’da bulunduğu dönemde iki Hıristiyan azizi Nazansos’lu Aziz Gregorius ve Caserealı Basileos ile tanıştı.

İktidara gelişi

II. Konstantin 340 yılında kardeşi Constans’a saldırdığı sırada öldü. Constans ise 350 yılında tahtına talip olan Magnentius’a karşı verdiği savaşta öldü. Bu durumda II. Constantius yegane imparator olarak kaldı. Desteğe ihtiyaç duyan II. Constantius, Julianus’un kardeşi Constantius Gallus’u 351 yılında doğunun Sezar’ı yaptı. Kendisi ise batıda Magnentius’un üzerine gitti ve aynı yıl onu yendi. Bir süre sonra 354 ylında Gallus idam edildi ve Julianus da kısa süreliğine hapse atıldı. Ancak Constantius’un doğuda Sasanilerle ile mücadele etmesi gerekiyordu ve bu yüzden hayatta kalan son erkek akrabası Julianus’a yöneldi. Julianus, Milano’da imparatorun huzuruna çağrıldı ve 6 Kasım 355′te batının Sezar’ı ilan edildi ve Constantius’un kız kardeşi Helena ile evlendi.

İlerleyen yıllarda Julianus, Roma İmparatorluğu’na girmeye çalışan Germen kabilelerine karşı mücadele etti. İlk Galya seferi sırasında 356 yılında Colonia Agrippina’yı (Köln) geri aldı. Ertesi yaz büyük bir Roma zaferi olan Strazburg Savaşı’nda Alamanları yendi. 358 yılında Ren’in aşağısında Salian Franklarını yendi ve onları Toksandria’ya gönderdi. Galya’da bulunduğu sürede Julianus sivil meselelerle de ilgilendi. Galya praetorian prefecti Florentius’un yaptığı bir vergi artırımını engelledi ve Galya Belçikası eyaletini bizzat kendisi yönetti.

Galya seferinin dördüncü yılında Sasani imparatoru II. Şapur Mezopotamya’yı işgal etti ve 73 günlük bir kuşatmadan sonra Diyarbakır’ı aldı. 360′ın Şubat ayında Constantius, Julianus’a Galya’daki askerlerini doğu ordusuna göndermesini istedi. Bu durum Petulantes lejyonundaki askerlerin ayaklanmasına, Paris’de Julianus’u imparator ilan etmelerine ve diğerlerinin sadakatini kazanmak için yapılan askerî bir harekata neden oldu. Haziran’dan Ağustos’a kadar Julianus Franklara karşı başarılı bir sefer yürüttü.

Yine Haziran ayında II. Constantius’a sadık kuvvetler Adriyatik kıyısının kuzeyindeki Aquileia şehrini ele geçirdi. Ardından şehir Julianus’a bağlı kuvvetlerce kuşatıldı. Ancak son vasiyetinde Julianus’u halefi olarak gösteren II. Constantius’un ölümüyle iç savaş tehlikesi ortadan kalktı.

İlk icraatlarından biri imparatorluk sarayının masraflarının azaltılmasıydı. Tüm hadım ağaları görevlerinden alındı. Constantius’un getirdiği gösteriş azaltıldı. Hizmetkârların ve muhafızların sayısı azaltıldı. Aynı zamanda magister militum Arbitio’nun gözetiminde Constantius’un bazı yandaşlarının işkence gördüğü ve öldürüldüğü Kalkedon mahkemesini kurdu.

Julianus ve din

Julianus, Hıristiyanlık’tan Theurgy’ye geçtiği için Hıristiyanlar tarafından “Dönme” olarak adlandırılır. Libanius ile aralarındaki mektuplaşmalarda belirttiğine göre Çocukluğunda Hıristiyanlık kendisine kuzeni hevesli bir Aryan Hıristiyan olan ve pagan inanıla sahip bir akrabaya tahammül etmesi söz konusu olmayan II. Constantius tarafından dayatılmıştı. A.H.M. Jones’un gözlemine göre “yalnız ve ıstıraplı çocukluğu sırasında aldığı Hıristiyanlık eğitimine şiddetle tepki gösteren Julianus tutkulu bir şekilde sanat, edebiyat ve Yunan mitolojisine ilgi duymaya başladı ve sevdiği her şeyi zararlı bir gösteriş olarak kınayan yeni dinden tiksinmeye başladı. Güçlü bir dinî yaradılışı vardı ve teselliyi çağdaşı Neoplatonist filozoflarının öğrettiği panteist mistizmde teselli bulmuştu.” Helenizme geçmesinden sonra ömrünü bu geleneği korumaya ve yeniden kurmaya adamıştı.

Başa geçtikten sonra Julianus, Roma devletine eski gücünü kazandırmak üzere dinî reformlar başlattı. Ayrıca Hıristiyan kilisesini Konstantin’in Hıristiyanlık’ın meşru hale getirmesinden sonra tapınaklardan yağmalanan zenginlikleri iade etmeye zorladı. Çoktanrıcılığa dayanan eski Roma inancının onarımını destekledi. Çıkardığı yasalar zengin ve eğitimli Hıristiyanları hedef alıyordu. Amacı Hıristiyanlık’ı yıkmak değil tıpkı 13. yüzyılda Budizmin Çin’de alt sınıflara itilmesi gibi dini imparatorluğun yönetici sınıfından uzaklaştırmaktı.

Julianus kamu görevlerindeki Hıristiyan psikoposların nüfuzunu azalttı. Kilisenin el koyduğu topraklar gerçek sahiplerine iade edildi ve psikoposlar devlet bütçesiyle bedava seyahat etme ayrıcalığını kaybettiler.

4 Şubat 362′de Julianus din özgürlüğünü garanti altına alan bir ferman çıkardı. Fermana göre hukukun önündeyasaların önünde tüm dinler eşitti ve Roma İmparatorluğu, Roma Senatosu’nun eyaletlerde hiçbir dini dayatmadığı eski dinî çeşitliliğine dönmeliydi.

Julianus’un dinî konumu tartışmaya açık bir konudur. İmparatorluğun erken dönemlerindeki kuralcı Roma mezhebinin gereklerini uygulamamıştır. Daha ziyade theurgy ve neoplatonizm ile özdeşleşen klasik felsefeyi uygulamıştır. Hıristiyan tarihçi Socrates Scholasticus’a göre Julianus, Eflatun ve Pisagor’un öğretilerine uygun olarak reenkarnasyon yoluyla kendisinin Büyük İskender olduğuna inanıyordu.

Hıristiyanların geçmişteki Roma imparatorları tarafından uğradığı zulüm Hıristiyanlığı güçlendirmekten başka bir işe yaramadığı için Julian’ın faaliyetlerinin çoğu imparatorlukta paganizmin yeniden inşasına karşı Hıristiyanların örgütlenme becerilerini baltalamak ve zayıflatmak üzere tasarlanmıştı.

Ölümü

363 yılının Mart ayında Julianus, kuzeni II. Constantius döneminde kaybedilen Roma şehirlerini geri almak amacıyla Sasani İmparatorluğu üzerine sefere çıktı.

Sibylline kitaplarındaki bir kehanetten cesaret alan Julianus 90.000 kadar adamla Antakya’nın ötesine geçerek Sasani topraklarına girdi. Procopius’un komutasında 30.000 kişilik bir ordu Ermeni kralının destek güçleriyle biraraya gelmek ve Sasani başkentine kuzeyden saldırmak üzere Ermenistan’a gönderildi. Julianus, bir dizi şehri ele geçirip, Sasani askerlerini yenerek başarılı bir şekilde Roma ordusuna önderlik etti. Sasanilerin başkenti Tizpon’un surlarının önüne vardı ancak (Tizpon Savaşı) Sasani ordusunu yenmiş olmasına karşın Pers başkentini alamadı. Ayrıca Procopius da geri gelmemişti dolayısıyla Julian ordusunu güvenli Roma sınırları içine çekmeye karar verdi.

Geri çekilirken Julianus, Maranga yakınlarına Sasani ordusuyla yapılan başarılı bir muharebe sırasında 26 Haziran 363′te öldü. Az sayıda adamla, zırhsız biçimde geri çekilmekte olan orduyu takip ederken karaciğerinin alt kısmına ve bağırsaklarına saplanan bir mızrakla yaralandı. Yarası ölümcül değildi. Julianus özel doktoru Bergamalı Oribasius tarafından tedavi edildi. Orbaius’un elinden gelen her şeyi yaptığı anlaşılmaktadır. Bu tedaviye muhtemelen bağırsakları dikmek için yaranın şarapla ıslatılması da dahildi.

Libanius’un anlattığna göre Julianus kendi askerleri arasındaki bir Hıristiyan tarafından öldürülmüştü. Bu iddia Ammianus Marcellinus ve çağdaşı tarihçiler tarafından paylaşılmamıştır. Julianus’un yerine kısa süreliğine imparator olan Jovian geldi.

İddiaya göre son sözleri Vicisti, Galilaee (”Sen kazandın İsa”) olmuştur ve güya bu şekilde ölümüyle Hıristiyanlık’ın imparatorluğun resmî dini olacağını anladığını göstermiştir.

Turan Dursun

Turan Dursun (1934 - 4 Eylül 1990), yazar, düşünür, imam, müftü ve ateist.

Yaşamı

Turan Dursun, 1934’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Gümüştepe köyünde dünyaya gelir. Dursun ailesinin 8 çocuğundan biridir. Daha 5 yaşındayken babasının arzusu ve kararıyla tüm ailesiyle birlikte Ağrı’nın Tutak ilçesinde dedesinden kalma yerlere tekrar sahip olmak ve oraları işletmek umuduyla göç ederler. Babası aileyi geçindirmek üzere köylerde imamlık yapmaya başlar. Kıt kanaat geçinen babasının tek arzusu oğlunun Basra’da ve Küfe’de bulunmayacak derecede bir din alimi olmasıydı. Babası kendisini yatılı din okullarına, kuran kurslarına, ünlü hocalarının yanına eğitim için verir. 5 yaşından itibaren dini eğitim almaya başlayan Turan Dursun’un hocaları arasında şunlar vardır: Şeyh Ramazan, Molla Nadir, Molla Zahid, Çerkez Hoca, Tahir Efendi…

Bu hocalardan dini eğitimi alabilmek için ta Ağrı’dan Muş’a, Adana’ya ve ordandan Türkiye’nin birçok şehrine, kasabasına ve köyüne gider. Biri hariç tüm hocalarýnda bedava eğitim görür. İşte bu hocadan ders alabilmek için kendisinden istenilen zamanın parasıyla 100 TL’yi ödeyebilmek için hem esans satmaya hem de hocalık yapmaya başlar ve ancak böylelikle o hocadan ders alır. Kendisinin hocalık yaptığı kişi ise daha sonraları Ankara Elmalıdağ Müftüsü olur. Askerlik çağına ulaşana kadar Kürtçe’yi, Çerkezce’yi, Arapça’yı öğrenir. Kendisi bir İslam hukukçusu, İslam kelamcısı, hadis bilimcisi, usulü hadisçisi, doğu ve din etnoloğu olur. Antropolojiyle de yakından ilgilenir.

Müftülük Yılları

Müftülük sınavını kazandıktan sonra ilkokul diploması olmadığı için tayini yapılamaz ve bu yüzden İstanbul Mahmutpaşa İlkokul’nu kısa sürede dışardan bitirir. Sivas müftüsü iken de ortaokulu dışardan bitirir ve en son liseyi tam bitirmek üzereyken (sadece dört dersi kalmışken) ölümcül bir silahlı saldırıya hedef olur.
İlk imamlık deneyimlerini askere alınmadan önce Tarsus’a bağlı Baltalı köyünde yapar. Askerliğinden sonra İstanbul’da bulunan İsmailağa ve Üçbaş Medreselerinde hocalık yapar.
Daha sonra müftülük yılları başlar. İlk olarak Tekirdağ’da müftü yardımcısı olarak göreve başlar. Ardından Gemerek’te, Altındağ’da, Sivas’ta ve son olarak da Sinop’un Türkeli ilçesinde müftü olarak görevde bulunur. 1958 yıllında başlayan müftülük görevi 1966’ta son bulur. Bu yıllar arasında birçok şeye tanık olur, sürgün edilir.

Sivas’tan Sinop’a sürgün edilmesinin sebepleri:

- Çirkinlikleri gidermek.

- Sivas’a bağlı bütün köylere 50’şer ağaç diktirmek.

- Müftülük lojmanı yerine göğüs hastalıkları hastanesinin yapılmasına önayak olmak ve yaptırmak.

- Bu hastanenin yapılması için köylerden ve kasabalardan yardım olsun diye buğday toplamak.

- İmamların eğitimine önem vermek, onları sinemaya götürmek, imamlar için konferanslar vermek, Milli Eğitim Bakanlığı ile anlaşarak imamlara diploma verilmesini sağlamak. onlar için bu alanda ilk olan„ imamları yetiştirme kursları“ açmak, bu kurslara ordaki din adamlarının Atatürk büstüne çelenk koyması şartıyla askeriyeden karavana (yemek) dağıtmak.
Bu olayla Atatürk büstüne çelenk koyan ilk müftü ve ilk din adamlarından biri olmakla tarihe geçer.

- Sivas’ın Hazar köyündeki su kaynağından yeterince yararlanmak için baraj yapılması için çalışmalar yürütmek.

Müftü iken İslam’ı, Hıristiyanlığı, Yahudiliği hem kendi kaynaklarından hem de diğer kaynaklardan yararlanarak daha detaylı bir şekilde birbiriyle karşılaştırıp, kökenlerini aramaya yönelik bilimsel çalışma yürütür. Bu çalışmanın yanında söylenceleri ve efsaneleri de okur. Bu yoğun çalışmalar dini inancında sarsıntılar yaratır ve ateist olur.

Prodüktör ve Yazarlık Yılları

Üç çocuk babası Turan Dursun, inancındaki sarsıntı nedeniyle müftülükten istifa eder ve çöpçülüğe başvurur. Bir arkadaşının önerisiyle TRT’de Ambar memurluğu, malzeme memurluğu, koruma memurluğu ve evrak memurluğu gibi görevlerde çalışır. Bu tür işler onu tatmin etmez. Ardından prodüktör sınavlarına girer ve başarılı olur. Bundan sonra TRT’de Kültür Müdürlüğü’nde dinsel yayınların hazırlanmasında prodüktör olarak çalışır. Birçok yapıma imzasını atar, bunlardan en çok yankı uyandıranlar ise şunlardır: “Tarihte Türkler”, “Başlangıcından Bu Yana İnsanlık” ve “Akşama Doğru”. Araştırmasını kendisinin yaptığı ama bir türlü yapımına izin verilmeyen “Birinci Büyük Millet Meclisi Öncesi Ve Sonrası” adlı yapıtı vardır. 16 yıllık TRT’deki görevinden 1982 yılında emekliye ayrılır.

1987 yılında Doğu Perinçek’le tanışır ve onun yardımıyla “2000’e Doğru” adlı dergide “Din Bilgisi” adında bir sayfada yazmaya başlar. Daha sonra Saçak, Teori, Yüzyıl gibi dergilerde de yazar. Yanı sıra birçok kitabı yayına hazırlar. İbn-i Haldun’un Mukaddime’sini Türkçeye çevirir.

Takvimler 4 Eylül 1990′ı gösterirken silahlı saldırıya uğrar ve ölür.

Joseph Henry

Joseph Henry (d. 17 Aralık 1797 - ö. 13 Mayıs 1878) ABD’li bilim adamı.
Elektromıknatısları yaparken, öz indüktansın elektromanyetik fenomenini keşfetti. Ayrıca Faraday’dan bağımsız olarak karşılıklı indüktansı da keşfetti, fakat sonuçlarını ilk yayınlayan Faraday idi. Elektromanyetik konusundaki çalışmaları elektrikli telgrafın bulunmasında temel oluşturdu.

İlk gençlikte tiyatroya ilgisi vardı. Profesyonel bir oyuncu olmaya çok yaklaştı.

1819 yılında bedava egitim veren Albany Akademisine girdi.Bedava egitim görmesine ragmen çok fakirdi ve verdiği özel derslerle maddi açıdan kendini desteklemesi gerekti. Sonunda eczacılık alanında eğitim görmeye karar vermişti.
1824 yılında mühendis asistanı olarak çalıştı. Bu olay ona bir makine mühendisi olmak için ilham olmuştur.

1826 yılında Albany Akademisine matematik ve doğa felsefesi profesörü olarak atandı. Elektromanyetik ile ilgili
çalışmalara başladı. William Sturgeon’un elektromıknatıs modelini geliştirerek, bir demir parçasının üstüne sıkı sarılmış
ve izole edilmiş tel kullanarak çok daha güçlü bir elektromıknatıs elde etmiştir. Bu mıknatıs zamanının en güçlü
elektromıknatısı olmuştur. Ayrıca iki elektrotlu bir pile bağlanmış bir elektromıknatıs yaparken, telin birbirine paralel birkaç sarımlı halde olmasının en iyisi olduğunu, birden fazla pil olması durumunda ise uzun ve tek sarımlı olmasının en iyisi olduğunu göstermiştir.

Henry yinede henüz maksimum etkinin elde edilemediğini ekledi. Devrenin artan direnci nedeniyle telin belli uzunluklarda devirleri artırdığında manyetik gücün azaldığını gördü. Bataryanın manyetik gücünü artırmanın yollarını araştırmak için incelemesinin ikinci kısmına başladı. Manyetik güç elde etmede optimal şekli bulmak için, metal çubuk etrafında uzun bir halka yerine daha kısa ve daha fazla sarımda halka oluşturdu.
Henry iki metot test etti. Önce devrenin direncini azaltmak için halkaları paralel bir sekilde bağladı ki bu daha büyük demirin etrafında oluşan elektrik akımının daha yüksek bir değere çıkmasına sebep oldu bunun dışında gerilim ya da elektriği kuvvetini arttırmak için birbirine seri halde bağlı batarya kullandı ve halkaları birbirine seri bağladı.

1831′de hareket için elektromanyetiği kullanan ilk makineyi yarattı. Bu modern dc motorların en ilkel haliydi.

Henry ayrıca öz indüktansın özelliklerini kesfetti. Fakat aynı dönemde Michael Faraday çok hızlı bir şekilde davranıp çalışmalarını yayınlayarak bir adım öne geçti.

Samuel Morse ’la Gale aracılığı ile iletişim kurdu ve ona telgrafını geliştirmekte yardım etti.

Internet pornografisi

Internet pornografisi, Internet aracılığıyla (özellikle web siteleri, dosya paylaşım programları, forumlar) dağıtılan pornografidir. Pornografi 1980`lerden beri Internet üzerinde yer almaktadır, fakat asıl patlamasını 1991`de World Wide Web`in ortaya çıkışı ve Internet`in genel kullanıma açılmasıyla birlikte yapmıştır.

DVD ve Videolardan farklı olarak Internet sayesinde insanlar evlerinden çıkmadan anonim (görece) ve güvenli bir biçimde pornoya ulaşır hale gelmişlerdir. Aynı zamanda sosyal veya yasal sebeplerden dolayı pornoya ulaşması mümkün olmayan insanlar da kolaylıkla pornoya erişebilir olmuştur. Bu durum sayesinde porno sektörü de kısa bir sürede oldukça büyük bir ivme kazanarak büyümüştür.

Geçmişi

1980`li yıllarda, Internet henüz yaygın bir fenomen haline gelmemişken, pornografi Internet üzerinden kısıtlı bir biçimde dağıtılıyordu. İlk dağıtım biçimi yetişkin dergilerinden bilgisayara aktarılan fotoğrafların Usenet gruplarına yollanmasıdır. Bu dağıtım biçimi bedavaydı (Internet için alınan para hariç) ve anonim olarak yapılabiliyordu. Bu anonimlik telif haklarını görmezden gelmeyi kolaylaştırıyordu. Daha sonra pornografi Bulletin board system aracılığıyla da dağıtılmaya başlandı, bu Internet üzerindeki bilinen ilk ticari yoldur.

World Wide Web`in bulunmasıyla pornografi oldukça büyük bir ivme kazandı. Bu sayede Web siteleri fotoğraflar, video klipler hatta canlı şovlar sunmaya başladı.

Bedava ve ticari siteler

Web`te, ticari pornografik siteler bedava sitelerden fazladır. Pornografik siteler, görece olarak fazla tıklanmakta, bu siteler de bu hizmeti çökmeden verebilmek için bir maddi yük altına girmektedir. Genellikle bedava siteler kısıtlı sayıda fotoğraf bulunduran reklam siteleridir.

Son yıllarda dosya paylaşım programlarının kullanımının artması, rapidshare gibi bedava yer veren sitelerin çoğalmasıyla Internet`te bedava pornografik film bulabilmek eskisine göre daha kolaylaşmıştır bu da birçok ticari sitenin kapanmasına yol açmıştır. Bu yöntemi kullanan kişi eğer bedava dağıtılmayan bir materyali kullanıyorsa bu materyalin ücretini ödenmediğinden aslında korsanlık yapmakta, suç işlemektedir. Fakat bu durum çok yaygın ve takibi zor olduğundan kişinin cezalandırılması oldukça ender görülür.

Görüntü dosyaları

Görüntü dosyaları, özellikle JPEG formatı, pornografinin dağıtılmasındaki en yaygın yoldur. Dergilerden bilgisayara taranabileceği gibi, dijital kamerayla çekilmişler de doğrudan bilgisayara atılarak dağıtılabilir.

Video dosyaları

MPEG, WMV ve QuickTime video formatları pornografik video kliplerin dağıtılmasında oldukça kullanılır. Daha yeni olarak DVD ve VCD imaj dosyaları da Internet`e koyulabilmekte böylece bütün bir filmi aynı biçimde indirmek mümkün olmaktadır. Birçok ticari pornografik sitede web cam aracılığıyla yayımladığı canlı şovları müşteriye ulaştırmaktadır.

Diğer formatlar

Diğer formatlar da metin ve ses dosyaları içerir. Kimi sitelerde erotik ve pornografik öyküler metin olarak yer almakta, kimi zamanda dinlenebilmektedir.

Yasal durumu

Internet uluslarası bir ağdır, fakat uluslarası bir pornografi yasası henüz yoktur, bu yüzden her ülke pornografiyle kendi imkanlarıyla farklı biçimde mücadele etmektedir. Genellikle dağıtılan pornografik materyal suç kapsamına (çocuk pornografisi gibi.. ) girmiyorsa yasal sayılmaktadır. Bu kural da kesin olmayıp çeşitli ülkelerin kanunlarına göre değişiklik göstermektedir. Bazı ülkeler, Internet servis sağlayıcılarına filtre koyarak pornografik sitelere girmeyi engellemektedir.

Pornografik siteler henüz içeriğini göstermeden ana sayfalarında kullanıcının 18 yaşın üstünde olup olmadığını sorar ve buna göre devam etmesini ister. Bu sadece yetişkinlerin pornografiye ulaşması, çocukların korunması için bir zorunluluk olsa da pratikte önemli bir sonuç doğurmamaktadır. Bazı internet tarayıcıları da filtreleme sistemiyle birlikte gelir, böylece yetişkinler çocukların pornografiye ulaşmasını engelleyebilir.

Çocuk pornografisi hemen hemen her ülkenin kabul ettiği bir suçtur ve çocuk pornografisiyle mücadele için sık sık uluslarası operasyonlar yapılır.

Dış bağlantılar

Not: Bütün dış bağlantılar İngilizce`dir ve ticari olmayan sitelere bağlanmaktadır.

  • ObscenityCrimes.org Organization devoted to opposing illegal obscenity and pornography through legal action
  • Straight Dope: How much of all Internet traffic is pornography?
  • The End of Obscenity A review of the legal history and status of Internet pornography
  • b8339dce85256bac005b4a2f?OpenDocument “Pornography on the Internet” From the United States National Academy of Sciences
  • The Art and Politics of Netporn Conference, Amsterdam, October 2005.

Kip

Kip, bir dilbilgisi terimidir. Fiil kök veya gövdelerinin zaman ve şekillere göre türlü eklerle girdikleri kalıplara kip denir. Türkçede bütün fiiller, iki büyük kipte toplanır: Haber veya bildirme kipleri, dilek kipleri.
eylence için www.sanalortam.azbuz.com

Haber (bildirme) kipleri

Bir fiilin (eylemin) yapıldığını, yapılmakta olduğunu veya yapılamıyacağını haber verirler. Haber kiplerinin ekleri fiil köklerine zaman kavramı kazandırırlar. Bunlara zaman kipleri de denir. Ekleri: -di, -miş, -yor, -r(-ar), -acak olan zaman kipleri beşe ayrılır:

  1. Görülen geçmiş zaman (gir-di-m),
  2. Anlatılan geçmiş zaman (gir-di-m),
  3. Şimdiki zaman (gir-di-m),
  4. Geniş zaman (gir-di-m),
  5. Gelecek zaman (gir-di-m)

bedava reklammı vermek istiyorsunuz www.reklamin.azbuz.com
>== Dilek kipleri ==
İstenilen veya tasarlanan bir hareketi anlatan kiplerdir. Bu kiplerde açıkça bir zaman ifadesi bulunmaz. Ekleri: -meli, -se, -e ve eksiz emir haliyle birlikte dilek kipleri dörde ayrılır:

  1. Gereklilik kipi (düş-meli),
  2. Dilek şart kipi (gül-se),
  3. İstek kipi (gel-e),
  4. Emir kipi. Emir kipinin eki yoktur. Emir kipinde çekilen bir fiilde sadece fiil kökü ve şahıs eki bulunur (gel, gel-sin, gel-iniz gibi).
Çekimli bir fiilde sırayla şu üç bölüm bulunur:
  1. Fiil kök veya gövdesi,
  2. Kip eki,
  3. Şahıs eki.

Kip ekleri, fiil kökünden sonra gelerek ona zaman manası veya tasarlanan, istenen bir hareketle ilgili mana kazandırır. Bu durumda fiil, yalnız üçüncü teklik şahıs ifade eder. Emirde ise, kök veya gövde halinde kalır ve ikinci teklik şahsı verir.

=== Fiil çekimi ===
Kip eki almış bir fiilin altı şahısta söylenmesi veya yazılması demektir:

  • oku-yor-um,
  • çalış-ı-yor-sun,
  • çalış-ı-yor,
  • çalış-ı-yor-uz,
  • çalış-ı-yor-sunuz,
  • çalış-ı-yor-lar

gibi.

Bir çekimli fiilde bir kip eki olabildiği gibi, iki kip eki de bulunabilir. Kip eklerinin sayısına göre çekimli fiiller ikiye ayrılır:

  • Basit zamanlı çekimli fiiller,
  • Bileşik zamanlı çekimli fiiller.

Tek kip eki alan çekimli fiillere basit zamanlı; iki kip eki alan çekimli fiillere ise bileşik zamanlı çekimli fiil denir. Bileşik çekimlerde (imek) fiili dediğimiz (idi, imiş, ise) şekilleriyle kullanılır (görür idi, bakacak imiş, koşuyor ise gibi).

Yani, bileşik zamanlı çekimli fiillerde üç kip vardır:

  • Hikaye (eki: -di)
  • Rivayet (eki: -miş)
  • Şart (eki: -se)

Basit zamanlı fiillerin hepsinin ve emir kipinin hiç bileşik zamanı yoktur. Dilek kiplerinin ise hikaye ve rivayeti vardır; şartı yoktur. Yine -dili geçmiş, yani görülen geçmiş zamanın rivayeti yoktur.

İngilizce

İngilizce, Birleşik Krallık kökenli bir dil olup Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada gibi birçok ülkede ana dil olarak kullanılmaktadır.

İngilizce’nin Tarihi

İngilizce, Cermen kökenli bir dil olup Kavimler Göçüyle yer değiştirmiş Cermen kavimlerinin Britanya adalarında yaşayan Keltleri sürerek adaya ve adalara getirdirleri dildir. Adını Angıllar ve Saksonlar’dan almıştır. Bu kavimler dillerine “englic” demişlerdir. Dilin kökeni bugünkü kuzey Hollanda’da yer alan Frizya’da yaşayan insanların dili olan Frizce’dir. Roma İmparatorluğu döneminde Britanya adalarına gönderilen rahipler buraya din dili olan Latince’yi getirmiş ve Latince’nin etkisi baş göstermiştir. Daha sonra Kuzey’den gelen Viking istilaları ile “Norman French” denilen dil ile karışmıştır. Yönetici sınıf bu Fransızca’yı konuşurken köylü sınıfı olarak kabul edilen halk “Old English” yani Eski İngilizce’yi konuşmaktaydı. 1066′da Hastings Savaşı ‘yla Fatih William adaları ele geçirirek uzun yıllar Fransızca’nın yerleşmesine sebep olmuştur. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’nde, Birleşik Krallık’ta, Avustralya’da, Kanada’da, Güney Asya’nın bir bölümünde, Mısır’da ve Afrika’nın belirli kesimlerinde anadil ya da ikinci dil olarak konuşulmaktadır.

İngilizce, Çince ve İspanyolca’dan sonra ana dil olarak dünyanın en çok konuşulan üçüncü dilidir.

Türkiye’de İngilizce

Türkiye’de uzun yıllar yabancı dil olarak öğretilen İngilizce bu görevine devam etmektedir. Türkiye’de İngilizce öğretimi Fransızca’nın etkisini kaybetmeye başladığı dönemde atılım yapmıştır. Bir zamanların soylular dili olan Fransızca önemini yitirmiş ve II.Dünya Savaşı sonrası artan Amerikan etkisiyle İngilizce Türkiye’de ve dünyada önem kazanmıştır. 8 yıllık ilköğretim yasasından sonra İngilizce ilköğretim 4. sınıflara kadar çekilmiştir.Genel liselerin 4 yıla çıkmasıyla beraber hazırlık sınıfı kavramı ortadan kalkmış İngilizce derslerinin haftalık ders saati artmış bulunmaktadır. Pekçok üniversite liselerde hazırlık sınıfı okunmuş bile olsa öğrencilerini bir yeterlilik sınavından geçirerek İngilizce seviyelerini ölçmektedir. Ön koşullara uymayan öğrenciler bir yıl süreyle hazırlık sınıfında yoğun İngilizce programlarıyla yeterli seviyeye getirilirler. İngilizce öğretmenliği programlarında da bu yeterlilik sistemi uygulanmaktadır. İngilizce öğretmenliği programları hazırlık sınıfı dahil edildiğinde 5 yıl, 10 yarıyıldan oluşmaktadır. Yeterlilik sınavını veren öğrenciler 8 yarıyıl boyunca İngilizce okuma ve konuşma becerileri, İngilizce dil bilgisi, yazma becerileri, ve bu becerileri öğretme yüntemleriyle ilgili dersler aldıkları gibi İngiliz edebiyatı, Amerikan edebiyatı ve İngiliz dilinin tarihi ve yapısıyla ilgili yoğun olmayan dersler alırlar.

  • Baklava: “baklavah” olarak geçmiştir
  • Boş: “Bosh” olarak geçmiştir
  • Briç(iskambil oyunu): “Bridge” bir hipoteze göre bir üç (”one three”)
  • Kazak: “Cossack” ( kazak erkek olarak kullanımı)
  • Dolma: aynı kalmıştır.
  • Döner: “Doner” olarak geçmiştir
  • Efendi : Effendi
  • Ordu : “Horde” olarak geçmiştir aslında horde kelimesi kalabalık anlamına gelmektedir
  • Yeniçeri: Janissary
  • Kebap: Kebab
  • Han: Khan
  • Köşk: “Kiosk” olarak geçtiği söylense de kelime aslında almanca’da büfe anlamına ;gelmektedir
  • Kısmet: Kismet
  • Kımız: Lackey, Koumiss
  • Paşa: Pasha
  • Şiş: Shish
  • Sultan
  • Tavla
  • Lale: Tulip olarak tülbent kelimesinden geçtiği söylenmektedir
  • Turkuaz: Turquoise
  • Yurt
  • Yoğurt: Yoghurt
  • Bulgur: Bulghur
  • Pazar: Bazaar olarak geçmiştir.
  • Türkçe: Turkish
  • Türkiye:Turkey

Dış bağlantılar

* Bedava İngilizce Öğren

[[got:

Hancılı, Kalecik

Hancılı, Ankara ilinin Kalecik ilçesine bağlı bir köydür.

Tarihi

Köyümüz devecilikle uğraşan bir köymüş.Köyün adı “han” dan gelmektedir. Han köküne -cı eklenmiş böylece han işi yapan, hanla uğraşan kişi oluşmuştur. Daha sonra ise han işi yapanların köyü anlamına gelen atlik eki -lı da eklenerek hancılı oluşmuştur. Hancılı söylenmesindeki zorluk nedeniyle c sertleşip ç olmuş ve söylenişe de uygun olarak HANÇILI adı ortaya çıkmıştır. “Hançılı” adının oluşumu da köyün devecilikle uğraştığının bir göstergesidir. Ayrıca şimdi rahmetli olan büyüklerimizin önemli bir bölümü de köyün deveci köyü olduğunu, binalarda mutlaka koca koca evlikler ve develikler bulunduğunu, taşıma ve nakliye işinin develerle yapıldığını anlatırlardı. Yine Maymadar özünden gelen ailelerin de develelerin ayağına çamur bulaştığından, sineğin çok olduğundan dolayı göç ettiklerini ve böylece şimdiki araziye yerleşiklerini biliyoruz. Aslında deveciklik çok önmeli bir türkmen geleneğidir. Türkmenler genellikle havadar yerlerde _yaylalada_, sinekten kaçarak, hayvancılıkla uğraşıp geçimlerini sağlamışlardır. İşte tüm bu kanıtlar köyün devecikle uğraşan bir köy olduğunu doğrulayan delillerdir.
Köyün kurucusu iki ailedir.
Bunlardan biri Orta Asya’ dan çıkıp Malatya üzerinden tahmini 1402 Ankara Savaşı sırasında Timur’ un askerleri olarak gelip daha sona Hançılı’ ya yerleşen ve öz Türkmen olan köyün en kalabalık sülalesi (tamini 100 hane) EMİRHÜSEYİNOĞULLARI, diğeri ise Samsun üzerinden geldiği sanılan ABDULLAHKAHYAOĞULLARI’(bunlar kim? -Kımışlar-) dır.
Her iki aileye daha sonra Maymadar özünden gelerek yerleşen Kel Bırralar, Memişler ve Çakallar (Maymadara Eskişehir Yeşilyurt köyünden geldikleri söylenir) , Bucular, Pıralar eklenmiştir. Encikler ile birlikte Atterlerin(?) Çayobadan geldikleri sanılmaktadır.
Zamanında köyümüz halkından önemli bir genç Çanakkale Savaşına katılmış ve önemli sayıda şehit vermiştir. Kel aga (Hüseyin TÜRKMEN) 1. Dünya Savaşına katılmış uzun süre Rusya’ da esir kalmıştır. Yine köyümüz halkından Bektaş ağa (Bucuların Bektaş _Doğan_ da 1. Dünya Savaşına katılmıştır. Köyümüz sakini Yusuf Çavuş (Yusuf Türkmen) ise Kore Savaşına ise katılan tek kişidir.

Kültür

Köyümüz ALEVİ, Bektaşi köyüdür. Alevi geleneğine göre Garip Musa ocağına bağlıdır. Yani köyün piri Garip Musa, mürşidi ise Hıdır Abdallardır. Bu anlamda köyde Garip Musa ocağına bağlı dedeler, Rehberler (Emirhüseyinoğuları), talipler oturmaktadır. Köyde her yıl cem yapılmaktadır.
Köyümüzde eskiden beri yerel düzeyde ve yergi türünde şiirler yazan, türküler söyleyen üstatlar(Molla Yusuf, Aşık Hüseyin, Aşık Arif, Seyit Tamer,yeni kuşak Mustafa Yıldırım, Ali Yıldırım,Ali İpekli, Leyla Akgül, Yusuf Akgül, Yusuf İpekli) varolagelmiştir (Bu durum Alevi-Bektaşi geleneğinin de bir anlamda gereğidir). Almanya’ da yaşamını sürdüren Haydar Avcı’ nın (pıraların ibrahim avcının büyük oğlu)halk bilimi ile ilgili araştırma ve incelemeleri mevcut olup bu inceleme ve araştırmalar bir kaç seri olarak kitaplaştırılmıştır. Haydar AVCI’nin yayinlarda kullandigi isim “Ali Haydar AVCI”dir. Bugüne dek bu adla 14 (on dört) kitabi yayinlanmistir. Son cikan kitaplarindan bazilari: “OSMANLI GiZLi TARiHiNDE PiR SULTAN ABDAL ve Bütün Deyisleri, nokta kitap yayini, Istanbul 2006, büyük boy 880 sayfa.; Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi, E Yayinlari, Istanbul 2004, Atcali Kel Mehmet Isyani-Aydin Ihtilali-1829, E Yayinlari, Istanbul 2004, Bize de Banaz’da Pir Sultan Derler, Cumhuriyet Kitaplar Yayini, Istanbul 2004, 4 (Dört) Cilt “Halkbilimi Arastirmalari, E Yayinlari, Istanbul 2003-2004. Köroglu Ayaklanmasi, Ortadogu Yayini, Almanya. Zeybeklik ve Zeybekler - Bir Baskaldiri Geleneginin Toplumsal ve Kültürel Boyutlari, Anadolu Verlag, Almanya. Kalender Celebi Isyani, Allevi Akademisi Yayini, Almanya. Halkbilimi Konulari ve Arastirma Yöntemleri, Berhem Yayinlari, Ankara. v.s. Ayrica Ali Haydar AVCI’nin Türkiye ve Avrupa’da yayinlanan belli basli bilimsel dergi, yillik ve armaganlarda yüzü askin uzun arastirmasi yayinlanmistir. Bu calismalarla ilgili cesitli yazar, bilimadami ve arastirmacilar tarafindan yapilan degerlendirmeler internet sayfalarindan izlenebilir.
Bunun dışında Yusuf İPEKLİ’ nin şiirleri “Çığlığa Çağrı” adlı bir kitapta toplanmıştır. Yine Yusuf İPEKLİ’ nin eğitimle ilgili yazıları çeşitli meslek dergilerinde yer almıştır. Sosyal, siyasi, kültürel ve yaşamla ilgili diğer yazıları ise Kalecik Gazetesinde yer alan TAŞIN GEDİĞİ köşesinde haftalık yer almaktadır. Yine Hasan KURT Kalecik Gazetesinde haftalık siyasi ve sosyal içerikli yazılar yazmaktadır. Sabah gazetesinde ise her hafta Şehir Plancısı Erhan DEMİRDİZEN her perşembe yazılar yazmaktadır. Orijin Dersanesi sahibi Matematik Öğretmeni Haydar Ali İĞDELİ’ nin meslekle ilgili yazmış olduğu kitapları ve dergileri bulunmaktadır. Köyümüzde toyga aşı çok meşhurdur. Toyga aşı yayla çorbasının dene ile yapılmış olanıdır. Bunların dışında ayranlı aşımızda meşhurdur. Bulgur aşının yufka ekmeği üstüne dökülmesi ise yanında ayran ve kuzu (kuru soğan) olması halinde dillere destan damaklara ayrı bir tat olur.
Eskiden elbette Anadolu mozayğinde olduğu gibi bizim köyde de köy düğünleri neşeli ve eğleceliydi. Sağmen karşılamadan - kına gecesine, duvak açmadan - damat donatmaya kadar çok önemli ayrıntılar uygulanırdı. Koç koyurma başlı başına bir eğlenceydi. Bağ bozumu, ekin gavrama, düven sürme, tınaz savurma hele hele öküz gütme, yağmur duası daha başkaydı.
Sokularda dövülen, likte çekilen,sergide kurutulan bulgurun, da denenin de tatı da, yapımı da ayrı bir mutluluktu. Un öğütmek başlı başına bir uğraşıydı.
Köyümüzde inanışa da uygun olarak halaka biçiminde kadınlı erkekli oynanan çekilen karşılıklı türkü alma verme biçiminde oynanan calimen oyunu da her Hançılılının belleğinde ayrı bir yer tutar.
Hele hele CALİMENDE söylenen KABAK TÜRKÜSÜ yok mu…
Bizim köyde su kavgası olurdu sık sık. Sen sulayacaksın, ben sulayacağım tartışması hep sürdü gitti.
Hatta çok eskilerde (75 yaşındaki babam bile tanımıyor, sadece duyduğunu söylüyor) Eskişehir’ den bizim köye gelen birinin; “Ta ezelden su kavgası varıdı / Urganı alan Eldivan’ a yürüdü / Dura dura gara bağrım çürüdü / Bir gızını da alamadım Hançılı / Yıkıla da veran gala Hançılı” diyerek söylediği dörtlüğü hala dilden dile dolaşır durur.
Köyde bulunan soyadları; “Türkmen, Tamer, Avci, Tetik, Doğan, Demirdizen, Kılınç, Şahinoğlu, Erol, Kurt, Akal, Bektaş, İğdeli, Bağcıoğlu, İpekli, Kalkan, Akgül, Akgün, Yıldırım, Ünal,Kaya, Çakal, Bulut’ tur.
Köyde kullanılan lakaplardan abzıları; “geme, pati, karakelle, encik, kör seyit, çavuş, kımışlar, hannı, çöppe, aşık, titirek, kel, bucu, hotlamış, kavakali, topalali, kağnıcı, kuru, jenderme, gölük, barbar, çolak, eyye, molla, kazzık, katil, çini, malo, kara, maraşal, çönü, göbücük, ulaklı, böden, tomas, gacak…” tır.
Köyde sık kullanılan yöresel deyim, kavram ve sözcükler ise şunlardır: “çaylak: toy, acmi, çöne: çoban yardımcısı, cılga: keçi yolu, cuma ağşamı: perşembeyi cumaya bağlayan kutsal olduğuna inanılan akşam, cıba: yeni kırkılmış keçi, çörten:çoraklı damdan yağmur suyunu akıtan (boşaltan) ağaçtan oyulmuş oluk, maymıkı: ara sıra, marisem: sandığımızın dışında, pöslük: hayvan dışkısının atıldığı yer, fışkılık, çöbre: şırası alınmış üzüm posası, diş: rüya, kelaazzz: anlayasın ki manasında bir deyim, çıka: katıksız, sade, pinnik: ilkel şartlarda yapılmış, eğreti, küçük kümes, culu: hindi, çıngı: köz ateşin sağa sola ıçrayacak kadar küçük olanı, bıldır: geçen yıl, gaylı, galan: bundan böyle, bundan sonra, bibi: hala, emmi: amca, bayak: az önce, mayalı: bazlama, yuka: 1-yufka ekmek, 2- (da) yüzeyde, derinde değil, 3- dipsiz, eğreti, gayım: güçlü, kuvvetli, sağlam, bıyıl: bu yıl, helke: içine su konulan bakırdan yapılmış kap, cingil: helkeden küçük genellikle içine süt konulan, inek sağmada kullanılan, küçük helke, bakraç, bakır kap, hereni: bakırdan yapılmış, büyük kazan, alaf: alev, şıvgın: sert, rüzgar eşliğinde, şapır şapır yağ yağmur, ötağan: daha yakın zamanda, ziyarmak: mızımak, mızıkcılık yapmak, desleme: sezdirme, verme, haberi olmasın, ellaham: herhalde, sanırım, avurt: ağız içi, şişirilmiş ağız içi ve damağı, boyunduruk: kağnıyaöküz koşmak için kullanılan ağaçtan yapılmış ve öküzlerin boynuna takılan düzenek, zelve: boğunduruğa öküz bağlamak için boyundurua her öküz için iki tane olan, öküzün boynunun aralarında kaldığı, alt kısmının ise ipla bağlandığı düzenek, fışkı: hayvan pisliği, kürtün: kar yığını, eşek oturmalığı, çıkım: tarlada kavrama (orakla ekin biçme) yaparken, bağ bellerken kısa vadede bitirilmek üzerebelirlenen hedef,kavrama: orakla ekin biçme işi, garık: fasulye, domates, satatalık ekimi yapılan ve kolay sulanmak için çevrilen 1 m2, 1,5 m2 ik alan, gırıtmak: nazlı nazlı, işveli, cilveli duruş, arık: zayıf, börtme: haşlama, hilletli: hastalıklı, tök: kendini beğenmiş, somurtkan, çirk: kurumuş hayvan pisliği, cimbil: burundan akan sümük, hedik: yaş, kaynatılmış bulgur, büzzük: kabaca kadının cinsel organı, büzzüğünü …….. (Rahmetli Veli Abıcanın deyimiyle), kürük: yarık, çekik kulaklı, saçı toplanmış, dıbız: anüs, .öt, gümele: çalılarla bağ başlarına yapılmış gölgelik, bekleme yeri, toyga: deneyle pişirilmiş yayla çorbası, eccik: azıcık, çok az, çömek: saban, pulluk vb biriken çamur sıyırmak için kullanılan demir, gölbez: biryaşına değmemiş, yavru köpek, gölbek: içi su dolu çukur, köp: kağnın bir bölümü, mahassimemek: dikkate almamak, yağarnı: sırt, sölpük: solgun, perağanti: büyük, asil ağanın sürüsünün yanında üçer beşer katılan davar katma işi, katkıntı, kürnek: sıcakta davarın birbirnegirmesi, arkaç: davarın yattığı yer, ginarlık: evi giriş kısmı, soyka: sevmediği, başkası, evcek: hep birden toptan, cilliye: tamamen, ciddai: çok az, yağlık, köynek: iç çamaşırı, sümsük: o dağalden, habersiz, kendi kendin, sumsuk: yumruk, pürçüklü: havuç, gıfak: küçükbaş hayvanların kurumuş dışkısı, kömbe: çörek, gıhıç: çok küük, çağal: kisli toprak, enik: çok küçük köpe yavrusu, çil: ağacın yan kökü, hülep: usta, cılk: bayat yumurta, çıkla: sade, yavan, gerez: iyi, guynu: kötü, yaramaz, zahar: sanırım, sürküçlü: kirli, paspal, keşke: arzu etme, sıncıkma: ……, malamat: rezil, sablıcan: amansız dert, sunsurma: nazlanma, keyfeni: büyük organizelerde yemek pişiren, malak: kavrulmuş unun pekmez ile katılarak pşirilmesi, genne: zamanı geldi manasında deyim, tırıvıı: iş yok, desle: ver, gezinağzı: kötü, mırakkas: masus, kötü niyele,harik: tabanına basılan eskimiş ayakkabı, lastik, şivtik: göz çapağı, höbermek: aniden saldırganlaşmak, höykürmek: sesli sesli ağlamak, şörk: ağızan dudağa aşağı akan tükürük, süyüm: bir parça (iplik), mahaldak: kimsesiz, yapayalnız, şorkut: acayip, cımbıldamak: zenginlikten vb şımarmak, afra tafra yapmak, zonzon: arı, tüğmek: sessiz sakin uzaklaşmak, kaçmak, duşga: kabaca kadının cinsel organı, glbızlanmak: dolanmak, yıvga: heves, sinir, bozulma, goğdurmak: koşturmk, kösülmek: bir kıyıya pısmak, hapaz: avuç, gırna: yaman, döğüşçü, küsüç: çiğdem kazmak için kullanılan ucu sivri sopa, kerme: hayvan pisliğinin belirli düzenekle kurutulmasıyla elde edilen yakacak, yapma: hayvan pisliğinin duvara yapıştırılarak rasgele kurutulmasıyla eld edilen yakacak, okuntu: davetiye, mehessime: önem, değer verme, hrkil: buğday ambarı, evlik: byük oda, öğendere: öküzleri sürmek, uyarmak için kullanılan ucu sivri, iğneli uzun değnek, nodul: öğendere ucundaki sivri çivi, kişkirme: köpkleri birbirine takıştırma, gırfacan: ufltmak, kırıp geçirme, ötürmek: ishal olmak, ayakgıltı: yatağın ayak tarafı, ganılık: akıllı, yanaşan, galık: evde kalmış, başgıltı: yatağın baş tarafı, tuyamıya el yordamıyla, görüp düşünmeden, meccane: bedava, öndüç: ödünç, tavatır: mükemmel, ala,iyi, acer: yeni, ağnanmak: yatıp yuvlanmak, alengirli: akla mantığa gelmez biçimde, gülünççe, abap: giysi, biçala: belli belirsiz, cıncık: cam, çiğit: ufak, ham,eci: annaanne, elevay: beceriksiz, sası: ekşimtrak, tatsız, yılık: şaşı, avanak, çömçe: kepçe, evrağaç: saç üstünde yufka ekmek pişirmek(evirmek) için kullanılan ince, 1 m boyunda sopa, gıpti: cimri, oğrun: gizli, şarpı: eşarp, töhmelemek: fazla yemek yemeden dolayı perişan olmak, hastalanmak, yumuş: hizmet talep etmek, zahmarı: zemheri, zarta: yalan, yanlış, attanaşşa: aşağıya doğru, badak: bir yumurtası (testisi) olmayan teke, koç, boğa, erkek, cerge: damlarda ağaç ile çorak arasına dizilen ince, budaklı dal parçası, çepel: kirli, sözünün ehli olmayan, çerçi: at ile seyyar satıcılık yapan, abur cubur satan, çöğdürmek: işemek, ellik: eldiven, essah: sahiden, firek: kapıların yüzüne akılan kilit ve onun açacağı, galesör: römork, garipsemek: özlemek, guluç: kas tutulması, babal: vebal, ısmarıç: sipariş, ilayık: hak etti, mahana: bahane, mapis: tutuklu, hapiste, melefe: yorgn yüzü, mısmıl: temiz, mındar değil, öğülcümek: kusmaya çalışmak, öğsürmek: öksürmek, sıracalı: maraz, uğunmak: çok kötü olmak, çok üzülmek, için içi ağlamak, tevellit: doğum tarihi, kafa kağıdı: nüfus cüzdanı, tıngır: tenekeden yapılmış, içinde çamaşır yıkanılan, büyük tava, tosbağa: kaplumbağa…. ” Beddualar ise: “Baba yiyesice, geberesice, altı üstüne gelesice, gözü bakasıca, boynu altına gelesice, dili durasıca, südüklüğü durasıca, kefene gelesice, eli ayağı tutulasıca, cehenneme gidesice, zıkkım yiyesce, zıkkımın dibi, babanın dibi, gursağında galasıca, tökecimek: tökezlemek …” biçimindedir.
Köyde bulunan türbelere gelince; “Erduran dede türbesi: Eldivan olarak bilinir. Adağı çırağı olanlar, başı, gözü sadakasına buraya dört ayaklı kurban keserler. Ziyaret: Ziyarat denir. Yağmur duası için burya çıkılır. Genellikle Cebrail de denilen ik, ayaklı hayvanlar kurban edilir. Gelin türbesi, köye girişte harmanların sol üst kısmında bulunur. Eskiden gelinler buraya getirilir ve buranın etrafı dolaştırılırdı. Şimdi pek önemi kalmadı. Yahya Dede türbesi: Şabanözü Kutluşar köyü sınırları içinde yer alır. Aslen Şabanözü Mart köyünden olanRahmetli Yahya Dedenin mezarının da yer aldığı türbedir. Dört kurban kesilir. Ardıç: Buraya çok ağlayan çocukların ağlamasının keilmesi için Cebrail kurban edilirdi.”
Köyün batıl inanışları ise; “Akşamları dikiş dikmek (elektrik olmadığı için iğnenin ele batmasını önlemek için), akşamları aynaya bakmak gene elektrik olmaması nedeniyle, aynayabaşka gölgeler dşmesi ve bo yolla kişinin kendini çirkin ya da bet _kötü_ görmesi yüzünden), gece kaş altından veya aralıktan geçmek (karanlık nedeniyle ayak tökeçimesi sonucu düşme, karanlıktab korkmayı önlemek için), akşamları tırnak kesmek (derin kesip ayağın kanamasını, acımasını vb önlemek için), garanışmaya yakın kül dökmek (külün içinde olabilecek cıngı parçalarının gece, millet uykudayken tutuşması ve olası meydana gelecek yagınları önlemek için) , cuma akşamı kızların çeyiz yapması, köpek uluması (evden ölü çıkacağına inanlır), kara kedi besleme (uğursuzluk sayılır), baykuşun evlerde ötmesi (evin ileri geleninin, gıymatlısının öleceğine inanılır) eşiğe oturma (eşikte masumpeklerin yattığına olan inanç vardır, buraya oturmak onların mezarına oturma ile eş anlamlı olarak algılanması ve bu yolla köye dolu yağacağı, sel geleceği inanışı vardır ancak asl neden eşik herkesin gelip geçtiği yerdir. buradan kişiler sıcak su malzeme, yemek, odun… götürürler. bunları eşikten geçirilmei sırasında düşebilecek, dökülebilecek, devrilebilecek vs olması nedeniyle ortaya çıkabilecek kazaları önlemek içindir) , lohusalıkta 40 gün evde başka bir lohusanın bulunması, bu lohusanın evin önünden geçmesi” olarak sıralanbilir.

Coğrafya

Ankara iline 97 km, Kalecik ilçesine 46 km uzaklıktadır. Köyümüz Ankara’ nın son köyüdür. Doğusunda Çankırı Eldivan’ a bağlı Hisarcık köyü, batısında Ankara Kalecik’ e bağlı Demirtaş köyü, kuzeyinde Çankırı Şabanözü’ ne bağlı Mart Köyü, güneyinde Ankara Kalecik’ e bağlı Yurtyenice Köyü, güneybatısında Ankara Kalecik’ e bağlı Karatepe Köyü yer alır. Köyde baraj gölü yoktur. Sevranlıda yer alan iki birikiniti, harmanlardaki hacca bibinin gölü ve yazıdaki kuru göl köyün gölcükleridir. Köyde karaçallık, boruklugüey, gölünbaşı, zıyarat, yelliyayla, yazı, sekitarla, arkaç, acıalma, karatarla, çorak, karatepe, attepe, attepeninaltı, kurukçukuru, terme, harmanlar, topaktaş, çukurtarla, kölek, kamışlı, kömbeci, dereçayır, karabayır, eskiköy, deretarla, tepetarla, kayıklık, çinçinpuneri, bükümbayır, kumlak, arpalık, kumbağlar, yenioluk, bungüldek, pamuklağ, nonutlağ, dedeoğlu, yurtyeri ise belli başlı mevkilerdir.

İklim

Köyün iklimi karasal iklimin etki alanı içerisindedir.
Kışın buyulacak kadar soğuk olur. Çok kar yağar. Ayazı meşhurdur. Yazın yakıcı, kavurucu sıcak olur. Baharlar ılımandır. Gündüz mevsim şartlarında iken özellikle kış ve sonbaharda öyle rüzgâr olur ki bozurtudan evde barkta durulmaz. Yağış özellikle yağmur oldukça az görülür.
Karakaya çevresindeki üç beş meşeyi saymazsak orman yoktur. Kavak, söğüt o kadar… Yavşan, keven ise istemediğin, aramadığın kadar çoktur.

Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007
2000 59
1997 51

Nüfus deyince mutlaka göçe de değinmek gerekir. Bizim köy her ne kadar ben deve görmedim deniyorsa da deveci köyüdür. Bunu her aklı başında Hançılılı da çok iyi bilir. Devecilerin geçim kaynakları da sınılıdır. İş alanı da oldukça sınırlı kalmıştır. Çankırı marasından tuz getirenler hiç de az değildir. İşte bu nedenle bizim köy çok az göç almış, ancak çoğunlukla göç vermiş bir köydür.
Hançılı’ ya dedeler Çubuk Sarıkoz’ dan gelmişlerdir (Geçim sıkıntısına düşen dedeleri taliplerinin özellikle Irahber (rehber) de olan EMİRHÜSEYİNOĞULLARInın getirdiği söylenir.). Ayrıca Çayoba köyünden bir hane göç alınmıştır. Köyün bir bölüğü de maymadardan gelmiştir.
Köyümüz Kalecik Karatepe, Yüzbey, Elmapınar, Afşar köylerine Sulakyurt Kıyıkavurgalı, Çayoba, Akkuyu köylerine ve Eskişehir’ in Karatepe, Yeşilyurt ve Yahnikapan köylerine göç vermiş tir. Bunun yaninda Avrupa da yogun bir nufus vardir.

Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım, ticaret (canlı hayvan alım satımı _celepcilik_) ve hayvancılığa dayalıydı.
Ancak şimdi bir miktar tarıma dayalıdır. Hançılı aslında tipik bir Anadou köyüdür. Genci yoktur. Köy nüfusu yaşlanmıştır. Yazın bir miktar çoğan köy kışın boşalmaktadır.
Köy halkının büyük bir çoğunluğu ya memur, Bağkur ya da SSK emeklisi ya da emekli sandığın çalışanıdır.
Köyde ilki rahmetli eğitmen Abidin KILINÇ olmak üzere, 90 civarında öğretmen vardır.
İkinci kuşak eğitimciler; Ali DEMİRDİZEN, Mehmet DEMİRDİZEN, Mustafa BULUT olarak sayılabilir.
Üçüncü kuşak öğretmenler; Yusuf DEMİRDİZEN, Mustafa - İsmet YILDIRIM, Ali - Sevim BAĞCIOĞLU, Ahmet - Döne DEMİRDİZEN’ dir.
Dördüncü kuşak olanlar; Müslüm DEMİRDİZEN, Hüseyin - Necla TÜRKMEN, Muharrem İĞDELİ, Hasan - Kevser DOĞAN’ dır.
Beşinci kuşak; Haydar TÜRKMEN, Mehmet - Latife DEMİRDİZEN, Haydar - ? TAMER, Hasan AKGÜL’ dür.
Altıncı kuşakta; Ali YILDIRIM, Zeki DOĞAN, Hasan KURT, Yusuf İPEKLİ, Mehmet Ali DEMİRDİZEN yer alır.
Öğretmenlerin bir bölümü ise sadece öğretmen olmuş (Mehmet Ali TAMER, Yusuf KALKAN, Levent TAMER-rahmetli-…) ancak başka kurumlarda çalıştıkları için öğretmenlik yapmamışlardır.
Daha gençler ise 7, 8 ve 9 kuşak olarak sıralanıp gider.
Bankacılıkta ilk olma özelliği Haydar DOĞAN’ dadır.
Epey doktoru olan köyde bu işin piri Dr. Hüseyin DEMİRDİZEN’ dir.
Mühendislerde ise ilk olma özelliği İsmet AKGÜL’ e aittir.
Köyümüzde hukukçu avukat Yuksel Tamer hollanda da yasar Bir kaç polis var olup subay ve astsubay yok denecek kadar azdır.
İrfan Yıldırım bilgisayar işiyle uğraşır.
Cengiz Türkmen ve Yüksel Türkmen emlak işi yaparlar. Metematik Öğretmeni olan Haydar Ali İğdeli Orijin Dersanesinin sahibi olup, Ergün Akgül ve İsmet Akgül’ ün inşaat mühendisliği ile ilgili ayrı ayrı işletmeleri vardır. Haydar Avcı, Celalettin Avcı ve Bektaş Avcı ise muhasebe, inşaat ve diğer tahahhüt işleri mevcuttur.
Köy halkının bir kısmı Almanya’ da işçi olarak çalışmaktadır, bir kısmı ise Almanya’ dan dönüş yapmıştır.

Muhtarlık

Yerleşim yerinin tüzel kişilik olması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Köyün şimdiki muhtaru bu görevi 1986 yılından beri sürdüren Mustafa İPEKLİ’ dir. Mustafa İPEKLİ; rahmetli muhtar Ali YILDIRIM’ ın vefatından sonra bu görevi devralmış 5 dönemdir muhtarlığı sürdürmektedir.
Köyümüzde muhtarlık yapanlar ise şöyle sıralanabilir: “Yusuf İPEKLİ (Molla Yusuf), Mustafa TÜRKMEN (Molla Mustafa), Mehmet YILDIRIM (Memet Çavuş), Ali TÜRKMEN (Kırali), Süleyman KALKAN (Sülo), Mehmet AVCI, Ahmet DEMİRDİZEN (Kara Ahmet), Zeynel KILINÇ (Hotlamış), Mustafa DEMİRDİZEN (Pati), Yusuf TAMER (Mareşal), Seyit TAMER (Kör Seyit), Ali YILDIRIM (Kavak Ali), Mustafa İPEKLİ (Topal Mustafa), Mehmet DOĞAN (Vekaleten), Haydar AKGÜL (Vekaleten), Satılmış KALKAN (Vekaleten)”
Köyde birkaç sefer dernek, kooperatif s denemesi yapılmıştır. Çok önceleri kurulmuş bulunan kooperatif bir arsa bile almış olmasına rağmen sa sürede kendi kendine fesh olmuştur. Daha sonra kurulan dernek de malesef yaşatılamamıştır. 2004 Aralık yılında kurulan dernek ise halen yaşamaktadır.Derneğin Kurucular, Ali DEMİRDİZEN, Mustafa YILDIRIM, Haydar DOĞAN, Yusuf İPEKLİ, Gülcan KALKAN, Başer KILINÇ, Cengiz TÜRKMEN, Mehmetali DEMİRDİZEN, İrfan YILDIRIM dır. İlk Yönetim Kurulu; Ali DEMİRDİZEN, Mustafa YILDIRIM, Haydar DOĞAN, Başer KILINÇ, Gülcan KALKAN’ dan oluşmuştur. Daha sonra yapılan genel kurulda ise Ali DEMİRDİZEN, Mustafa YILDIRIM, Haydar DOĞAN,Yusuf İPEKLİ ve Aynur KILINÇ yönetim kuruluna; Ali AKGÜL, Haydar İĞDELİ ve Hüseyin TÜRKMEN denetim kuruluna seçilmiştir. Halen bu kurullar görev başında olup derneğin üyesayısı 100 civarıdadır.

Altyapı bilgileri

Köyde İlköğretim okulu var olup okul yıllardır kapaıdır. Köyde öğretmenlik yapanları şöyle sıralanabilir: “Abidin KILINÇ (eğitmen, rahmetli), Hasan ERGÜRHAN (yedek subay öğretmen), Haydar KURTElmapınar köyünden, emekli, çiftçilik yapar), Bektaş ÇAKIR (Afşarlı, İlköğretim Müfettişliğnden emekli, Bursa’ da yaşar), Ali DEMİRDİZEN (Hançılılı, emekli, uzun süre okul müdürlüğü yaptı), Sakine ZEYBEK (Maraşlı, eşi trafik polisi idi, eşi trafik kazasından vefat etti, Samsun’ da yaşadığı duyuldu) , Azize ATİLLA (emekli, Ankara’ da yaşar), Yusuf DEMİRDİZEN (Hançılılı, halen Ankara’ da ilköğretim Müfettişi), Necla TÜRKMEN (Çorumlu, Hüseyin Türkmen’ in eşi, emekli), Yeter AYTEN (Elmapınarlı, Ankara’ da yaşar)’ dir. Köyde iki adet çeşme vardır. Bu çeşmeler 1950 yılında yapılmıştır. Ayrıca köyümüzde şebeke suyu da mevcuttur. Kanalizasyon şebekesi yoktur. PTT şubesi ve ptt acentesi yoktur. Ancak köyde telefon vardır. Köyde sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik sorunu yoktu.

Çalışan CD

Çalışan CD, işletim sistemi çekirdeği yüklenmiş CD.

Çalışan CD’ler kullanılarak sadit disk’e gerek kalmadan bilgisayarda işletim sistemi başlatılabilir. Bu yöntemin farklı kullanım amaçları vardır.

  • Herhangi bir nedenden dolayı normal yollarla işletim sistemi başlatılamadığında bilgisayardaki kaynaklara erişim için kullanılır.
  • İşletim sisteminin sabit diske kurulumu için gerekli ortamın hazırlanmasında kullanılır.

Kaynakça

 
© 2007 - MyoKyawHtun.com